Sözlük

Her geçen gün büyüyen ve güncellenen TDE sözlüğü...

92406 kayıt bulundu.

Sırala
penaltı

İlgili Kelimeler:

penaltı alanı, penaltı atışı, penaltı noktası, penaltı sahası, temdit penaltısı, uzatma penaltısı

Anlamı:

1. isim , isim , spor , spor , isim , isim , spor , spor , Ceza atışı

Örnek:

1. En tutulmaz penaltıları çeler ama bazen de bakarsın bacak arasından en olmayacak golleri yerdi.

1. En tutulmaz penaltıları çeler ama bazen de bakarsın bacak arasından en olmayacak golleri yerdi.

2. Elemeli futbol maçlarının sonrasındaki eşitlik durumlarında takımların birbirlerine üstünlük sağlamaları için rakip kaleye en az beşer kez yaptığı vuruş


Lisan : İngilizce penalty

Telaffuz : pe'naltı

penaltı alanı
Anlamı:

1. isim , isim , spor , spor , isim , isim , spor , spor , Ceza alanı


penaltı atışı
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Futbolda ceza alanı içinde penaltının kullanılması


penaltı noktası
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Penaltı atışının yapıldığı nokta


penaltı sahası
Anlamı:

1. isim , isim , spor , spor , isim , isim , spor , spor , Ceza alanı


pençe

İlgili Kelimeler:

pençe pençe, beşpençe, çakır pençe, şirpençe, aslanpençesi, kurtpençesi, tavukpençesi

Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Yırtıcı hayvanların ön ayaklarının parmaklarıyla tırnakları

Örnek:

1. Kuş beni görünce korktu, pençesinde yılanla havalandı.

1. Kuş beni görünce korktu, pençesinde yılanla havalandı.

2. Ayakkabının tabanındaki kösele

3. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Etkisinden kurtulmak olanaksız, etkisi çok olan güç

Örnek:

1. Bu vicdan azabının demirden pençesi yüreğini sıkmaya başlıyordu.

1. Bu vicdan azabının demirden pençesi yüreğini sıkmaya başlıyordu.

4. halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , El

Örnek:

1. Bir yumruğunu gırtlağıma dayadı, bir pençesiyle kalbimi kavradı.

1. Bir yumruğunu gırtlağıma dayadı, bir pençesiyle kalbimi kavradı.


Lisan : Farsça pence

pençe atmak
Anlamı:

1. yırtıcı hayvan ön ayaklarıyla saldırmak, vurmak

Örnek:

1. Aslan bir pençe atarak soysuz köpeğin kemiklerini kırmış.

1. Aslan bir pençe atarak soysuz köpeğin kemiklerini kırmış.

2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , gücüne güvenerek bir şeyi elde etmeye çalışmak

Örnek:

1. Bilirim atarsın bana pençeni / Nefsine kahretmek istedikçe sen

1. Bilirim atarsın bana pençeni / Nefsine kahretmek istedikçe sen


pençe pençe
Anlamı:

1. zarf , zarf , zarf , zarf , Genişçe ve sık lekeler durumunda, yer yer kırmızı bir biçimde

Örnek:

1. Şişman beyefendi tombul ve beyaz elleriyle karnını tutarak gülüyor, al yanakları pençe pençe kızarıyordu.

1. Şişman beyefendi tombul ve beyaz elleriyle karnını tutarak gülüyor, al yanakları pençe pençe kızarıyordu.


pençe pençeye gelmek
Anlamı:

1. kıyasıya, öldürürcesine dövüşmek


pençe vurmak
Anlamı:

1. pençelemek

2. ayakkabıya pençe çekmek


pençeleme
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Pençelemek işi


pençelemek fiil
Anlamı:

1. -i , -i , -i , -i , Yırtıcı hayvan pençesiyle kapmak, yakalamak, pençe vurmak

2. Ayakkabıya pençe yapmak


pençeleşme
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Pençeleşmek işi


pençeleşmek fiil
Anlamı:

1. nesnesiz , nesnesiz , -le , -le , nesnesiz , nesnesiz , -le , -le , Pençe pençeye gelmek, kavga etmek, dövüşmek

2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Çok uğraşmak, mücadele etmek

Örnek:

1. Delikanlı beş saat dalgalarla aslanlar gibi pençeleşmiştir.

1. Delikanlı beş saat dalgalarla aslanlar gibi pençeleşmiştir.


pençeletme
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Pençeletmek işi


pençeletmek fiil
Anlamı:

1. -i , -i , -i , -i , Pençeleme işini yaptırmak


pençeli
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Pençesi olan

2. Pençe vurulmuş (ayakkabı)

Örnek:

1. Altları delinmiş, kat kat pençeli pabuçlarını çıkardı, ağır ağır çıktı merdiveni.

1. Altları delinmiş, kat kat pençeli pabuçlarını çıkardı, ağır ağır çıktı merdiveni.

3. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Güçlü

4. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Sataşkan


pencere

İlgili Kelimeler:

pencere eteği, pencere kanadı, çift pencere, göz pencere, sağır pencere, çatı penceresi, dünya penceresi, hacet penceresi, köşe penceresi, tavan penceresi

Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Yapıları veya tren, vapur vb. ulaşım araçlarını aydınlatmak, havalandırmak amacıyla yapılan, çerçeve, cam, panjur, perde gibi eklentilerle daha kullanışlı bir duruma getirilen açıklık

Örnek:

1. Yüzümü en çok da pencerelerden yana döndürüyorum.

1. Yüzümü en çok da pencerelerden yana döndürüyorum.


Lisan : Farsça pencere

Telaffuz : pe'ncere

pencere açmak
Anlamı:

1. görüş açısı kazandırmak

Örnek:

1. Bir insana bir şey öğrettiğiniz, ona yeni bir pencere açtığınız zamanki o parlayan bakışlar var ya, hocanın en büyük mükâfatı budur.

1. Bir insana bir şey öğrettiğiniz, ona yeni bir pencere açtığınız zamanki o parlayan bakışlar var ya, hocanın en büyük mükâfatı budur.


pencere eteği
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Pencere ile döşeme arasındaki bölüm


pencere kanadı
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Sabit veya menteşe yardımıyla açılıp kapanan pencere elemanı


pencerecik
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Küçük pencere

Örnek:

1. Bu pencerelerin çerçevelerinde gizli bir pencerecik saklıymış, dedikodu için hemencek açılıp kapatılabilecek bir kanat.

1. Bu pencerelerin çerçevelerinde gizli bir pencerecik saklıymış, dedikodu için hemencek açılıp kapatılabilecek bir kanat.


pencereli
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Penceresi olan

Örnek:

1. O sekiz pencereli odayı bir türlü açamadı.

1. O sekiz pencereli odayı bir türlü açamadı.


penceresiz
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Penceresi olmayan

Örnek:

1. İçeride, penceresiz, dört köşe odanın içine otuz beş kişiyi yığıvermişler.

1. İçeride, penceresiz, dört köşe odanın içine otuz beş kişiyi yığıvermişler.


pençesine düşmek
Anlamı:

1. yakalanmak

Örnek:

1. Karaborsa davalarında ise bunların nüfuzları sıfırdan aşağıdır çünkü bu hususta birçoğu Millî Korunma'nın pençesine düşmeye namzettir.

1. Karaborsa davalarında ise bunların nüfuzları sıfırdan aşağıdır çünkü bu hususta birçoğu Millî Korunma'nın pençesine düşmeye namzettir.


Ön Takı : (bir şeyin)